Genel, Melankolinin ve huzurun başkenti: Belgrad, Sırbistan

Melankolinin ve huzurun başkenti: Belgrad, Sırbistan

Belgrad… Son dönemlerin en popüler tatil rotalarından. Peki neden?

1.si elbette ucuz olmasından. Orada kaldığımız fiyatta ya da dışarıda yediğimiz içtiğimiz yemeklere ödediğimiz parayla Avrupa’da aç kalırız. Ucuz çünkü Sırp Dinar’ı TL karşısında düşük değere sahip.

2.si cıvıl cıvıl bir ülke olmasından. Türklerin en sevdiği şekilde yiyip içebilecekleri, sıcacık bir memleket. Kızları güzel, oğlanları güzel. Çoğunluk iyi ingilizce konuşuyor. Dil konusunda problem yaşayabileceğini düşünenler dahi rahatlıkla gezebilir.

3.sü kesinlikle güvenli. Tek başıma gittiğim Sırbistan’da güvenliğimi tehdit edecek hiç bir durum yaşamadım. Hiç rahatsız edilmedim. Çok geç saatlerde sokaklarda yürüdüm. Tek başıma dışarıda yedim-içtim. İçiniz çoook çooook rahat olsun.

4.sü gece hayatı güzel, sokaklarda hayat öyle hemen bitmiyor. Elektronik müzik seviyorlar genel olarak, çok güzel mekanlar var. Sokaklar özenli, mimarinin insanı büyüleyen bir melankolisi var. Tüm bu melankoliye zıt olarak insanlar çok mutlu gibi. Çoğunluk gülümsüyor. İnsanlar yardımsever, sıcakkanlı. Üstelik buraya ayırdığınız bütçeyle belki Avrupa’da ancak ortalama bir otel parasını ödeyebilirsiniz.

Ama yola çıkmadan önce kendinize şu soruyu sorun. Ben bu tatilden ne bekliyorum? Bu soru çok önemli! Çünkü Sırbistan çok zengin bir ülke olmadığından sizin ağzınızı öyleee açık bırakacak müzeler gezemiyorsunuz. Ama size müzeden çok daha fazlasını verebileceğini garanti edebilirim. Çünkü şehir yaşayan bir tarih. Sırpların yaptığı katliamlar, bombalanan binalar, şehir merkezinin koyu renk ağırlıklı mimarisi…

Yola çıkarken aklımda tek bir şey vardı… Kendimle kalmak, yalnız kalmak, uzun uzun yürümek, sahiden kaybolmak, kendimle konuşmak ve anlamlandıramadığım şeylerin cevabını bulmak… Sırbistan’ın sakin ve huzurlu atmosferi bana istediklerimi fazlasıyla verdi. Günde 30-35 km arası yürüdüm hep. Toplam 6 gün, 5 gece kaldım. Tam kıvamındaydı. Şehrin bir çok yerini gördüm. Belgrad, Novi sad, Zemun… Hepsi çok başka ruha sahipti…

Tüm bu mental arayışların yanında çok güzel sokaklardan parklardan geçtim. Çok güzel yemekler içkiler içtim… İnanılmaz huzurluydu… Evet, sorunun cevabı burada işte. Eğer siz de aynı amaçla seyahat ediyorsanız, Belgrad sizin için mükemmel olacak!

Herkes kendine bu soruyu sorduysa, esas detaylara geçebiliriz! Çünkü anlatacak çoooook şey var!

En başa gelelim. Sırbistan vizesiz bir ülke. Hoooop. 3-5 kuruş kardayız! Biletleri 1 sene önceden falan alırsanız inanılmaz ucuz. Hafta içine alırsanız da öyle. Otel fiyatlarına booking’den bakabilirsiniz. Ben Hotel Slavija’da kaldım. Merkezde sayılır. Saint Sava’ya 200-300 m, Knez Mihailova Caddesi’ne ortalama 1 km falan uzaklıkta. Ben komple yürüdüm. Hiç zorluk çekmedim. Hotel Moskova’dan dümdüz devam edince zaten karşınıza çıkıyor Slavija. Burası ucuz ve çok eski bir hotel. Vasat diyebiliriz. Benim pek umrumda olmadı. Zaten yatmadan yatmaya gittim. 5 gece için tek kişilik odaya 270 TL ödedim. Baya ucuz bir döneme denk geldi ama ortalama fiyatlar böyle. Dilerseniz airbnb’den ev tutabilirsiniz, ya da merkezdeki hostellarda kalabilirsiniz. Tercih sizin.

1.5-2 saate yakın sürüyor uçuş. Bizden 1 saat gerideler. Giderken paranızı euro-dolara çevirip hava limanında hemen dinara çevirebilirsiniz. Ya da daha karlı olan bir yöntem söyleyeyim. Parayı hesabınızda tutun. Hesap kartını yurt dışı işlemlere açtırın. Ardından hava limanına iner inmez herhangi bir atm’den direk dinar çekin. Sadece komisyon ödemiş olacaksınız. Bu şekilde TL-Euro / Euro-Dinar çevirmeleri esnasındaki komisyonlardan da kurtulacaksınız.

Hava limanından çok rahat geçiyorsunuz. Bazıları ufak polis kontrollerine falan takılmışlar ama ben geçerken kimseyi sallamadılar. Çok rahat geçiverdim. Pasaport kontrolünden çıktıktan sonra merdivenlerden iner inmez hat satan bir stand göreceksiniz. Buradan kesinlikle bir hat almanızı öneririm. Biraz tuzlu oluyor ama internet işinizi kolaylaştıracak. Ben 1 haftalık-10 gb paketini 29 Euro’ya aldım. Cıvkını çıkarana  kadar kullandım diyebilirim 🙂

Daha kısa süreli ve ucuz paketler de var. Görevli kızcağız hemen yardımcı oluyor, hattı takıyor ve 1 dakika içinde hattınız açılıyor. İnternet hızlı, telefon uygulamalarında hiç sorun olmuyor. Whatsapp problemsiz otomatik eski numaranızla çalışıyor. Hat aldığınız standın 2 yanında şehir haritaları veren bir turizm şeysi var. Oradan da haritanızı alın mutlaka. Şehirdeki tarihi turistik yerleri, otelleri falan komple gösteriyor. Çok kullanışlı bir harita. Şehir merkezine gidecek otobüs ve otobüsün saatleri konusunda da buradan bilgi alabilirsiniz. Buradan çıkar çıkmaz bir üst kata yürüyen merdivenler çıkıyor, oradan yukarı çıkıp otobüse bineceğiniz yeri görebilirsiniz. Zaten durakta kaç nolu otobüse bineceğiniz yazıyor. Ortalama 15-20 dakika bekleyip 200-300 dinar arası bir paraya gidebilirsiniz. Burada mutlaka bilet alın. Ama şehir içinde bilet almadan para ödemeden yolculuk yapabilirsiniz. Sadece hava limanı otobüslerinde bilet kontrolleri yapılıyor. Tüm Sırbistan halkı ve turistler de dahil yol parası vermiyor. Ama illa ben kurallara uyucam abi derseniz uygun fiyata bizdeki 3-5 biletler gibi günlük olarak ücretlendirilen kartlardan alabilirsiniz. Bizim akbilciler gibi her köşede var birer tane 🙂

Artık merkeze geldik varsayıyorum 🙂 İlk fikrim, çok mütevazi bir şehir oluşuydu. Öyle büyük gösterişli yapılar yok. Kendi yağında kavrulduğunu çok rahat anlayabiliyorsunuz. Ama inanılmaz huzurlu bir çekimi var.

Ben otele çantamı atar atmaz açlıktan ölmek üzre olduğum için yemek arayışına geçtim. Önceden gitmeyi planladığım mekanlardan birinde karar kıldım. İnanılmaz doğru bir tercihte bulunmuşum:) Otelimden yukarı tarafta olan LORENZO & KAKALAMBA’ya gittim. İnanılmaz keyifli! İnanılmaz lezzetliydi:)

Her ne zıkkımsa adı bu arkadaş yerel biralardan biri. Ben sevdim. Zaten şunu anladım ki genel olarak bizim biralardan hep daha hafif biraları var. Sırbistan genelinde eğer uyarmazsanız hep 33lük bira geliyor, bilginiz olsun. Bu mekan gerek tasarımı, gerek lezzetiyle çok hoşuma gitti. Tabi adımımı atar atmaz bir cevapi yemek istedim.

Cevapi bir çeşit köfte. Oldukça lezzetli. Yanında patates, ve hafif kavrulmuş kuru soğanın üzerine kıyılmış yeşil soğanla geldi.  Porsiyonlar büyük ve çok doyurucuydu.

Bu da mekanın tatlı menüsü:) Eğer tatlı isterseniz aha böyle geliyor! Özgün bir mekan, bence mutlaka uğrayıp güzel yemeklerini tatmalısınız. Ben oraya gittiğimde o kadar açtım ki içeriyi detaylı çekemedim. İnternette bir çok görseli mevcut 🙂

Buradan çıkıp uzun uzun yürüdüm. Şehrin bir ön gözlemini yaptım:)

İlk durağım Skadarlija’ydı. Şehir merkezinden yürüyerek ulaşabilirsiniz. Şehrin bohem mekanı olarak anlatılıyor 🙂 Keyifli, neşeli, renkli bir yer. Bir sürü restoran cafe mevcut.

Çalgılı çengili bir akşam yemeği için gelebilirsiniz. Ben skadarlija’da yemek yemedim, oturmadım da. Sadece şöyle bir geçtim. Merak ettiğim birçok yer vardı çünkü. Kalabalık bir grupsanız çalgılı çengili yemek mekanlarında keyifli bir akşam geçirebilirsiniz.

KALEMEGDAN

İstanbul’daki surların çok daha büyüğünü hatırlattı bana. Burada akşam biranızı içebilirsiniz. Uzun uzun yürüyüşler yapıp içindeki müzeleri ve sanat galerisini gezebilirsiniz. Banklarda şöyle bir soluklanıp gırtlağınıza kadar yeşile doyabilirsiniz. Çünkü İstanbul’da buna açız. Yaşlıların çok sevdiği bir yer burası anladığım kadarıyla. Burada oturup satranç oynuyorlar, yürüyüş yapıp eş dostlarıyla sohbet ediyorlar. Biz burada gece vakti 2 kadın yürüdük, hiç rahatsız olmadık, güvenlik sorunu yaşamadık. Keyifle gezebilirsiniz. Bu alanda dinazorlar, hayvanat bahçesi, birkaç kilise, sanat galerisi, askeri müze ve işkence aletleri müzesi var.

Ben sanat galerisini, işkence aletleri müzesini ve kiliseleri gezdim. Hayvanat bahçesini es geçtim.

  

Kalemegdan’da yer alan sanat galerisi…

Kalemegdan’ın içerisinde farklı müzelerin olduğundan söz etmiştim… Aşağıda gördüğünüz fotoğraflar ise işkence aletleri müzesinden… Müzenin giriş ücreti gayet uygun. Enteresan şeyler var. Girip bakmanızı öneririm.

 ,

Kalemegdan’ın gecesi… Ay ışığının altında oturmak oldukça keyifli ve huzurlu…

Şehrin gecesi çok güzel… Mutlaka bir gece yarısı çıkıp uzun uzun yürüyün. Kent meydanındaki binaların tarih kokusunu, sessizliği, bir başınalığı hissedin.

 ,

ZEMUN

Burası Sırbistan’ın Gökçeadası gibi… Çok küçük, çok sakin… Yokuş aşağı giden yollar nehre çıkıyor… Pazarları renkli, sokakları dar ve insanları oldukça mutlu… Pazarı gezerken bizim ev yemeklerine benzeyen yemekler satan küçük dükkanlar gördüm. Baya ezogeline benzeyen bir çorba falan da vardı… Burada nehir kenarında birçok balık lokantası var. Ben gittiğimde oralar genellikle kapalıydı. Nehir kenarından yürüyüp içeri doğru çıktım.

Ara sokaklarda çok güzel antikacılar var.

Yemeği sahilden yukarı doğru çıkarken Campo de fiori adlı bir İtalyan lokantasında yedim. Çok sıcak, küçük bir yerdi. Pizza gerçekten inanılmazdı! Türkiye’de böyle pizza yapan yer 3-5 tanedir. Hamuru yok denilecek kadar ince, kenarları çıtır.

Zemun’un ortasındaki pazar çok renkliydi. Yukarıda bahsettiğim gibi ev yemekleri yapan küçük dükkanlar, fırınlar ve meyve sebze stantları vardı… Ve tabi ki çiçekçiler… 🙂

LOVAC

Burası oldukça şık bir restoran. Yemekler güzel. Benim kaldığım otele de oldukça yakındı. Saint Sava tarafında kalıyor. Ben buraya halihazırda geyik eti yeme niyetiyle geldim. Benim tercihim “DEER SALTINBOKA” oldu. İlk kez geyik eti yedim, birazcık sertti fakat lezzetliydi. Arkadaşlarımın söylediği kadarıyla “Deer Fillet On Chestnut Purse” daha lezzetliymiş. Gidenlerin aklında bulunsun. Lezzet avcıları, buraya da mutlaka uğramalısınız 🙂

NEKAPA PEKARA

Tanıştığım Sırp’lardan da duyduğum kadarıyla şehrin yerlileri tarafından en sevilen pekara burası. İki üç şubesi var. Bu gördüğünüz şube benim otelimin alt sokağında. Tren istasyonunun karşısındaki uzun caddeyi takip ederseniz direkt önüne çıkarsınız. Ben buradan şu asılı pretzel tarzı simitlerden ve bir porsiyon etli börek yedim. İkisi de çoook çoook lezzetliydi. Fakat söylemeliyim, genel olarak birçok şey yağlı geliyor. İçecek olarak ayran olarak tükettikleri fakat çırpılmış yoğurt kıvamındaki şeyi alıp midenizi rahatlatabilirsiniz. 🙂

Sırbistan’da en sevdiğim şeylerden biri de şu organikçi falan kılıklı dükkanları gezmek. Çok fazlalar ve gerçekten ürün çeşitliliği beni benden aldı. Envai çeşit barlar, gofretler, krakerler, farklı ürünler… Çoook sevdim! Keşke burada yaşasam da hep bunlardan yesem diye midemi dilimi damağımı orada bıraktım 😛 özellikle farklı çeşit krakerler aldığım bir dükkan vardı ki… Onları o kadar bayılarak yedim ki anlatamam! Bulursanız mutlaka alın. Kabak çekirdekli bir çeşidiydi…

Kaldığımız yerden devam… Şehirdeki pastaneler bana çocukluğumdaki mahalle pastanelerini hatırlattı. 🙂

Basit, sade ve lezzetli pastalar… Sonra gözüme birini kestirdim. Krempita yedim. Krempita’yı önceden de bilirdim fakat Sırpların yöresel bir tatlısı olduğunu bilmiyordum. Lezzetli ve hafifti.

Üst katında süngerimsi bir kek, altında da cheesecake kreması gibi bir krema katı var. En altta ise yine incecik bir kek tabakası… Bu tatlının yanında double türk kahvesi içtim. Aklınızda bulunsun menüde domestic coffee ya da house coffee gibi bir şeyler yazıyorsa karşınıza türk kahvesi geliyor 🙂 genelde de double olarak…

Red Bread

Artık hamur yemekten usanmış bünyem kahvaltıda omlet yemeyi özledi… O sebeple arayışım sonucunda burayı buldum. Bacon ve peynirli omlet yedim. Gayet lezzetliydi. Mekan meydanın aşağı tarafında kalan bölgede…

Omletin yanında süzme yoğurt gibi bir şeyle beraber kızarmış ekmek geliyor… Oldukça doyurucu… Pancake tost gibi alternatifler de var…

 

San Marina

Tesadüfen bulduğum bu dükkanı çooook sevdim! Hediye etmek için çoook güzel ve lezzetliler. Yalnız çikolataların çoğu likörlü. Aklınızda bulunsun 🙂 Gerçekten çok lezzetliler.

Farklı şekillerde, farklı silüetlerde çok çeşitli çikolatalar var. Fiyatı çok ucuz değil… Sanırım 1000 küsür dinar gibi bir paraya yarım kg karışık çikolata aldım… Kutuyla alırsanız kutu ücretini ayrı ödüyorsunuz. İsterseniz küçük poşetlerle de alabilirsiniz. Burası bana fazla diyenler için ucuz fakat yine lezzetli bir çikolatacı önereceğim bir de. Önereceğim yerle alakalı  Sırp arkadaşımın anlattığı kadarıyla şunu öğrendim; burası genelde yerlilerin çok sevdiği bir yermiş. Hem ucuz, hem de çok çeşitli ürün bulunmakta. Sırplar genel olarak tatlı, çikolata, hamur içeren her şeyi çoook seviyorlar. Buraya ne zaman girsem doluydu. Şehrin farklı yerlerinde birçok şubesi var. Şubelerinden biri de Knez Mihajlova Caddesi’ndeydi. Ben pirinç patlaklı çeşidini aldım. Yine hediye almak isterseniz kutu ve özel poşetle paketlettirebilirsiniz. Onların da fiyatları oldukça uygun.

Burrito Madre

İçki sonrası kıyılan mideler için muhteşem bir öneri! Şehirde pizzacılar, patlamış mısırcılar ve kızarmış patatesçilere alternatif olarak en sevdiğim fast-food yiyecek oldu! Alttaki vejeteryan seçenek. Pirinç, fasulye, sebze, yoğurt sos, farklı meksika sosları falan derken kocaman bir dürüm oluyor. Yanında bir bira! Misss 🙂

Bense tabi ki etli yedim:)

Sapore

Yine Knez Mihajlova üzerinden bir ara sokakta olan bu dondurmacıyı çok sevdim. İstanbul’da sevdiğim bir dondurmacı var, tadı ona yakındı 🙂 Farklı tatlılar da mevcut. Oturup bir kahve molası verebilir ya da dondurmayı alıp Kalemegdan’a doğru yürüyebilirsiniz!

Opera 

Çoook yağmurlu bir günde, dışarıdan bakınca loş sarı ışıkları çoook sıcak geldi. Aha! Tam sığınacak yer burası dedim ve daldım içeri 🙂 Yemek ortalamaydı, fiyatlar uygundu. Sırplara özgü bir tavuk yemeği yedim. Yanında da patates püresi. Favori biram Jelen ile beraber!

ÇOOK üzgünüm ki buranın adını bir türlü hatırlayamıyorum ve not almamışım! Fakat yediğim bu köfte gerçekten çoook güzeldi. Köftenin içinde küçük bacon parçaları ve sebzeler de vardı. İnanılmaz yumuşak ve suluydu. Burası da yine Meydanın alt kısmında kalan bölgede bir mekandı. Fotoğrafta gördüğünüz tuborg gerçekten çoook lezzetli. Fakat Türkiye’de satılmıyormuş. (üzdü)

Kalan müzeler, sokaklar, görüntüler…

Nikola Tesla Müzesi

Küçük fakat keyifli bir yer. Özellikle rehber eşliğinde gezerseniz tadı çıkar. Öteki türlü makinelere fransız gibi bakarsınız ancak. Fakat rehber anlatımı ve makinelerin çalıştırılmasıyla keyifli bir gezi oluyor 🙂 Bu müze de Saint Sava tarafında…

Yugoslav Tarihi Müzesi

Bu müze’de bölge tarihi, balkan politikaları, Tito’nun ve karısının özel eşyaları ve hayatına dair birçok şey bulabilirsiniz. Aynı zamanda Tito’nun mezarı da burada… Biraz Anıtkabir gibi düşünebilirsiniz. Görülmeye değer olduğunu düşünüyorum. Bence şehirdeki en iyi müze… Merkeze biraz uzak fakat ben yürüyerek gittim. Sanırım benim otelden 3-4 km uzaklıktaydı. Müzenin yanındaki Hide park ve onun da yanında yer alan Hide restoran çoook güzeldi! Özellikle dekorasyonuna bayıldım. Şömine başında oturup 1 kadeh şarap içmek, yemek yemek inanılmaz huzurluydu…

Princess Ljubica’s Residence

Prenses Ljubica’nın Konağı (Sırp-Hırvatça: Конак књегиње Љубице) Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da bulunan konak. 1829 ile 1831 yılları arasında önde gelen Sırp mimarlığının önde gelen isimlerinden Hadži-Nikola Živković tarafından inşa edilen konak Sırp Kralı Miloš Obrenović tarafından karısı Ljubica’ya hediye edilmiş… Ben ücret ödemeden girdim, daha doğrusu ödeniyor mu anlamadım bile… O yüzden ziyaret etmek isterseniz siz dikkatli olun:)  Bu konağın olduğu bölgede güzel kiliseler de var. Onları da görmenizi öneririm. Şehrin nehre yakın tarafında kalıyor. 

NOVİSAD

Novisad o kadar huzurlu ve güzeldi ki… Belgrad’tan Nivosad’a gidince kendimi İstanbul’dan Çanakkale’ye gitmiş gibi hissettim… Kalede dolaşmak, yeşillerin arasında kaybolmak, nehre bakıp bir şeyler içmek çok huzurluydu…

 

Uzun uzun yazdım fakat gerçekten benim için kolay anlatılamayacak bir deneyimdi. Yazının başında dediğim gibi bu ülkeye hangi amaçla gittiğinize göre memnuniyetiniz değişecektir. Benim için her şey çok güzeldi… Umarım yazı sizin için faydalı olur. Daha fazla fotoğrafı instagram üzerinden de paylaşacağım.

Sevgiler

Selenay Kübra Koçer

https://www.instagram.com/foodontheroot/

 

Reklamlar