Zerdeçallı, şehriyeli tavuk suyu çorba

zerdeçallı şehriyeli tavuk suyu çorba

Havalar ufaktan bozmaya başlamışken hem bağışıklık sistemini güçlendirecek, hem gripten-soğuk algınlığından koruyacak, içinizi ısıtıp bir de lezzete doyuracak bir çorba hazırladık:) Sahiden abartmıyoruz! Normalde tavuk suyu içmeyi sevmeyenler bile hem kokusunu hem de tadını daha hafif buldu! Üstelik tavuk suyu çorba hazırlamak kemik suyuna göre çok daha pratik! Kış boyunca vazgeçilmeziniz olması dileğiyle tarife geçelim 🙂

Malzemeler

1 adet tavuk göğsü

5 su bardağı su

3 çorba kaşığı üzüm sirkesi

2 çorba kaşığı zerdeçal

1 çorba kaşığı chef seasons chicken seasoning baharat karışımı (Çok da şart değil, bunun yerine sevdiğiniz baharatların karışımını ve soğan, sarmısak tozu ekleyebilirsiniz. Yeya taze soğan sarmısak ekleyip tavuğu haşladıktan sonra onları çıkarabilirsiniz.)

Tuz, karabiber

4 çorba kaşığı arpa şehriye

2 adet limon

4-5 dal dereotu

 

 

Meyane için:

1 çorba kaşığı tepeleme tereyağı

1 çorba kaşığı tepeleme un

 

Derin bir çorba tenceresinin içine yıkanmış tavuk göğsü, zerdeçal ve baharat karışımı ve sirkeyi koyup tavuklar pişene kadar orta ateşte pişirin. Tavuklar tamamen piştikten sonra tavukları tencereden çıkarıp bir kovanın içinde üzerine buz koyup 1-2 dakika soğutun. Ardından tavukları dilediğiniz büyüklükte tiftikleyin. Tiftiklediğiniz tavuğu ve arpa şehriyeleri tencereye ekleyin. Kısık ateşte şehriyelerin pişmesini bekleyin. Kısık ateşte orta boy bir tavanın içinde tereyağını yakmadan eritin. Unu ekleyip kokusu çıkana kadar kavurun. Ardından çorbadan hızlıca 2-3 kepçe alıp tavaya ekleyerek karıştırın. İyice karıştırdıktan sonra meyane katılaşmadan çorbaya ekleyin. En son tuz, karabiber ve limon suyunu ekleyip 1-2 dakika kaynattıktan sonra ocaktan alın. Servis yaparken üzerine ince kıyılmış dereotu ekleyip servis yapın.

Not: Limon suyunu kesinlikle en son ekleyin. Çünkü pişen limonun tadı değişmektedir.

Meyane yaparken çorbadan koyduğunuz suyu un çok hızlı çekecektir. O sebeple hızlı hareket etmeniz gerekir.

Bu meyane, çok az kıvam katacak şekilde hazırlanmıştır. Siz dilerseniz 2 katına çıkarıp daha koyu bir çorba hazırlayabilirsiniz. Fakat şehriyeler çorbada bekledikçe, çorbanın katılaşacağını unutmayın.

Afiyet olsun!

 

 

Reklamlar
Yanık süt reçeli
Orjinal adı ile dulce de leche olan ve İspanyolların vazgeçilmez kahvaltılık ürünleri arasında yer alan süt reçeli, tatlılara o kadar yakışıyor ki inanamazsınız! 
Bu nefis reçeli evde hazırlamak çok kolay! Üstelik biz küçük bir dokunuş yaptık. Sütü yakarak hazırladık. Tadı çocukkene yediğimiz karamelli misbon şekerlerle aynı oldu 🙂 Afiyet olsun!
Malzemeler 
1 litre süt
1/4 çay kaşığı karbonat
250 gram tozşeker 
Öncelikle süte yanık kokusu verebilmek için dibini tutturacağınız yani feda edeceğiniz bir sütlüğe sütümüzü alıp içine bir tahta kaşık bırakıyoruz ve yüksek ateşte kaynamaya bırakıyoruz. Tahta kaşık sütün taşıp bir de ocak temizliği çıkarmaması için şart. Sütün dibi tutup hafif yanık kokusu gelmeye başlayınca, temiz ve yüksek kenarlı bir tencereye aktarıyoruz. Bu aşamada sütün suyunun uçması ve yarı ağırlığına inmesi yani koyulaşması asıl amacımız. Bu nedenle ocağın altını kısıyoruz, sütün sadece fısırdaması gerekiyor. Fokur fokur kaynamayacak. İçine gene bir tahta kaşık bırakın ve arada üzerinde biriken kaymağı temiz bir kapta toplamaya başlayın (Atmayın bunu da kullanırız biyerde) 1-1,5 saat arası hafif hafif kaynayan ve 500 ml kalan sütün içine 1/4 çay kaşığı karbonatı katıp hızlıca karıştırıyoruz. Bu noktada süt birden kabarır, aman dikkat.. İlk başta yüksek kenarlı tencereye alma sebebimiz de buydu zaten, sıcak süt karbonatı görünce birden asabileşiyor çünkü Hemen şekerini ekliyoruz ki siniri yatışsın, yumuşacık olsun.. Şekeri de eriyene kadar karıştırıp, sütün rengi koyu karamel rengine, kıvamı da soğuk bir çay tabağına damlattığınızda akmayacak kıvama gelene kadar kısık ateşte unutuyoruz. Yaklaşık 1 saat içinde kıvamını bulacaktır..
Sıcakken steril kavanozlara doldurup ters çevirirseniz kapağını açmadan buzdolabında 3 ay kadar saklayabilirsiniz, tabii yemeden durabilirseniz
Süt reçelini kullanarak yapabileceğiniz tarifler de çok yakında…
Tarif: Pınar Ayık Levinler
Fotoğraf: Selenay Kübra Koçer
Dışı çıtır içi pamuk poğaça

Dışı çıtır içi pamuk poğaça

Merhaba! Yine çok basit, az malzemeli bir tarif hazırladık 🙂

Bu poğaça hiç gözünüzü korkutmasın. Hamurunu tutturması da çok kolay. Üstelik hem ayçekirdekli kraker, galeta yermiş gibi hissediyorsunuz, hem de içindeki poğaça dokusuyla iki tadı birden yaşamış oluyorsunuz 🙂

 

Malzemeler

Yaklaşık 3.5-4 su bardağı un

1 su bardağı zeytinyağı

1 su bardağı ılık su

1 paket instant maya

1 çay bardağı ayçekirdeği içi

2 çorba kaşığı buğday ruşeymi

Tuz

 

Üzeri için:

4 çorba kaşığı süt

1 adet yumurta

Susam

Tüm kuru malzemeleri derin bir kaba alıp iyice karıştırın. Ardından yavaşça suyu ekleyip yoğurmaya başlayın. Hamur elinize yapışacak. Çok normal. Hiç korkmayın:) Ardından zeytinyağını da yavaşça ekleyin. Eğer ki 1 su bardağı zeytinyağı eklediğinizde pek ihtimal vermemekle beraber hala hamur elinize yapışıyorsa, biraz daha zeytinyağı ekleyin. Hamur pürüzsüz bir kıvam alınca, 2 katına çıkana kadar mayalanmaya bırakın. Mayalanan hamuru yağlanmış muffin kalıplarına, ceviz büyüklüğünde olacak kadar yuvarlayarak yerleştirin. Ceviz büyüklüğünü geçmemesine özen gösterin ki, kalıplarda da şişip büyüyeceği için şekli düzgün olsun. Üzerine yumurta ve sütü çırpıp sürdükten sonra susam serpiştirin. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında iyice üzeri kızarana kadar pişirin.

 

Not: Dilerseniz, kuru domatesli, zeytinli iç harç yapıp ekleyebilirsiniz.

Antepfıstıklı limonlu sonbahar keki, pişenler

Antepfıstıklı limonlu sonbahar keki

Bazen neyi çok sevdiğini, neyden keyif aldığını unutursun. Sonbahar geldi ve kışa kavuşmadan önce sakinleşmek için en uygun zaman. Kendine dönmek için, bir kadeh şarap alıp ya da bir demlik çay eşliğinde yemek yapmak için en güzel zaman. İşte tam da böyle bir anda yapıverdim bu keki. Bir numarası yok. Tamamen anne kekinden devşirme. En kolay malzemelerle, en etkili sonuçlananlardan. 

Pişirip de o limon kokusu evinizi sardığında beni hatırlayın 🙂

Malzemeler

4 adet yumurta

1 su bardağı tozşeker

1 su bardağı sıvıyağ

2 su bardağı tepeleme un

1 adet limonun suyu

1 adet limonun rendelenmiş kabuğu

1 çay bardağı toz antepfıstığı

1 su bardağı süt

1 paket kabartma tozu

1 paket vanilin

Yumurta ve tozşekeri mikser yardımıyla veya tel çırpıcıyla köpük haline gelene kadar çırpın.

Ardından süt ve sıvıyağı ekleyip karıştırın.

Limon suyunu ve limon rendesini de ekleyip karıştırmaya devam edin.

Unu eleyerek ve kontrollü ekleyin. Ardından kalan malzemelerin tamamını ekleyip yavaşça karıştırın.

Antepfıstığı kıvamını koyulaştırırsa 1-2 çorba kaşığı süt ekleyebilirsiniz.

İyice karıştırdıktan sonra yağladığınız orta boy bir kek kalıbına karışımı dökün.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında, 40 dakika kapağını hiç açmadan pişirin. Üzeri iyice kızardıktan sonra bir kürdan veya bıçak batırıp temiz çıkıp çıkmadığını kontrol edin. Temiz çıkıyorsa kekiniz pişmiştir.

Püf noktası:

*Tüm malzemeler oda sıcaklığında olmalı.

*Tozşeker ve yumurtayı köpürttükten sonra diğer malzemeleri eklerken kekinizi söndürmeyin.

*Kapağını asla açmayın.

*Malzemelerin taze olmasına özen gösterin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Günübirlik dolu dolu seyahat 2: Otantik dokusuyla lezzet şehri Amasya!

Günübirlik dolu dolu seyahat 2: Otantik dokusuyla lezzet şehri Amasya!

Amasya şehzadeler şehri yeşilırmağın kenarında saklı hazine..

Selçuklu,  İlhanlı, Beylikler  ve Osmanlı ya ev sahipliyi yapmış muhteşem şehir.

Aşıkların Ferhat ile Şirin gibi olalım diyerek özendiği Ferhat ve Şirinin hikayesinin yazıldığı o yer.

Şehirler arası otobüslerle gidilebileceği gibi merzifona uçak ile de gelebilirsiniz.

Sabah kahvaltınızı yaptıktan sonra şehir tarihinin öğrenilebileceği müzeleri gezmenizi tavsiye ederiz Şehzadeler müzesi bunun en güzel örneği.

Amasya halkının yaşamını öğrenmek isterseniz de hazeranlar konağını ziyaret edebilirsiniz.

Bu şehrin en güzel özelliği müze vb yerlerin hemen hemen aynı yerde olması. Aralarında yürüme mesafesi var ve bu sayede sokaklarını daha net gezebiliyorsunuz.

Hazeranlar konağı ismi, sahibi Hazeran hanım’dan geliyor. hemen karşısında ise Kral kaya mezarları bulunuyor.

Kral kaya mezarları bölgesinde olan yoğunluktan dolayı biz malesef çıkamadık. Sonrasında Amasya minyatür müzesine girdik. Bütün şehri bu şekilde detaylı bir biçimde görebiliyorsunuz.

II. Beyazıd Külliyesi de hemen minyatür müzesinin karşısında ama orası da restore edildiği için oraya da giremedik ama siz mutlaka uğramayı ihmal etmeyin.

Derseniz ki ben böyle değil gerçekten Amasya yı detaylı görmek istiyorum işte o zaman Amasya Kalesine çıkmadan dönmeyin derim.

Sonrasında da Ferhat ile Şirin Müzesine gidip aşıkların hikayelerini okuyup büyülenebilirsiniz.

Her şeye rağmen benim bir şehir de en sevdiğim nokta o şehrin mutfağı. Bunun içinde Amasya Sofrasına gitmenizi tavsiye ederim.

Toyga Çorbası ise yarma, nohut ve yoğurt ile hazırlanıyor.

İç baklalı dolma lezzetini anlatacak bir cümle bulamıyorum. İç bakla ve yarma ile hazırlanan iç harcın asma yaprağına sarılıp tabanında kemikli et olan tencerede pişirilmesiyle hazırlanıyor. Desem yeterli olur mu bilmem..

Amasya ‘nın keşkeğini diğer yörelerden ayıran özelliği ise içine nohut atılıp hafif dövülmesi.

Şehir için son tavsiye yerli üreticilerden boş bol alışveriş yapmanız. Hem sizin yüzünüz hemde Ülkemizin yüzü gülsün! 🙂

Adres

Amasya Şehzadeler Müzesi: Hatuniye Mahallesi, Hazeranlar Sk. No:1, 05100 Amasya Merkez/Amasya

Amasya Saat Kulesi: Hatuniye Mahallesi, H. Teyfik Hafız Sk. No:1, 05100 Amasya Merkez/Amasya

Hazeranlar Konağı: Hatuniye Mahallesi, Hazeranlar Sk. No:19, 05100 Amasya Merkez/Amasya

Kral Kaya:  05000 Yuvacık Köyü/Amasya Merkez/Amasya

Amasya Minyatür: Hacı İlyas Mahallesi, Sultan II. Bayezit Cami No:47, 05100 Amasya Merkez/Amasya

II. Beyazıd Külliyesi: Hacı İlyas Mahallesi, Sultan II. Bayezit Cami No:47, 05100 Amasya Merkez/Amasya

Amasya Kalesi: Yuvacık Köyü/Amasya Merkez/Amasya

Ferhat ile Şirin Müzesi: Helvacı Mahallesi, 05100 Amasya Merkez/Amasya

BETÜL EDEPLİ

Tembelleri güldürecek artiztik menü!

Tembelleri güldürecek artiztik menü!

Merhabalar!

Bir süredir yemek yapma konusunda inanılmaz tembelim. Aklım da elim de hep pratik, basit tariflerde.

İş-ders başka uğraşlar derken, çetrefelli tariflerle uğraşamıyorum. Aslında birçoğumuzun hayatı da böyle değil mi?

Ama tabi ki bu yoğunluk, iyi şeyler yemeye engel değil. Öyle ki, iş çıkışı marketten alacağınız 3-5 malzemeyle bu nefis akşam menüsünü şipşak yapabilirsiniz. Öyle taktik maktik de yok! BAM BAM BAM 🙂

O zaman ana yemekle başlayalım… Tam bir tembel işi ama lezzet bombası Fırın Kebabı… Kebap 2 kişilik… Siz porsiyon arttırmak isterseniz malzemeleri ona göre x2 olur x3 olur oranlayın gitsin… 🙂

Fırın Kebabı

2 kişilik
200 gram orta yağlı kıyma
1 adet büyük kırmızı biber
1 adet yeşil köy biberi
4 diş sarmısak
1 adet soğan
Yarım demet maydanoz
Tuz, karabiber, pulbiber, kimyon
2 çorba kaşığı tereyağı

Kıyma ve baharat hariç tüm malzemeleri robottan geçin. Ardından suyunu tamamen sıkın. Tüm malzemeleri yoğurma kabında iyice yoğurun. Küçük boy bir fırın kabını tereyağının yarısıyla iyice yağlayın. Karışımı eşit olarak kaba yayın.

Pişmeden evvel mutlaka en az birkaç saat dinlenmeli…

Üzerini streçleyip akşama kadar dinlendirin. Dinlendikten sonra kalan tereyağını eritip üzerine gezdirip önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzeri iyice kızarana kadar pişirin. Dilerseniz suyunu saldığında fırından alıp 1 çorba kaşığı salçayı yarım su bardağı suyla karıştırıp üzerine gezdirip rendelenmiş kaşarla tekrar fırınlayabilirsiniz. Ben et tadını tek başına sevdiğim için sade yapacağım😊 Hatta üzerine biber, domates de dilimleyebilirsiniz. Afiyet olsun!

Pancarlı Lahana Çorbası

Eeee… Kışın ortası malum. Pazartesiden sonra kar da gelecekmiş. Çorbasız olmaz. Ben bu aralar ketojenik beslenmeye taktım. Bana iyi geliyor. Menü de biraz o çerçevede şekillendi. Bu çorba inanılmaz sağlıklı ve lezzetli! Siz bu çorbanın üzerine haşlanmış nohut, kavrulmuş kıyma, hatta biraz tulum peyniri rendesi, ya da kruton gibi şeyler de koyabilirsiniz. Ben çorbayı evdeki yalancı pratik pancar turşusuyla yapmıştım. O yüzden önce onun tarifi yazayım. Çorbayı yapmadan 1 gün önce hazırlayıp dolapta bekletin. Amaaan hiç uğraşamam derseniz de direk soğanı kavururken küp doğranmış pancarları ekleyebilirsiniz. Fakat yapmanızı öneririm. Çünkü çorbanın o güzel rayihası bu turşudan geliyor. Hem de fazlaca yapıp yemeklerin yanında ya da salatalarınızda kullanabilirsiniz.

Pratik pancar turşusu

200 gram pancar

1 kahve fincanı zeytinyağı

2 çorba kaşığı elma sirkesi

2 çorba kaşığı limon suyu

4 diş sarmısak

Tuz

Pancarları soyup küp doğrayın. Kaynar suya atıp 1-2 dakika sonra çıkartıp soğuk suda bekletin. Kendine gelen pancarları kalan malzemelerle iyice harmanlayıp kapaklı bir kapta en az 1 gece bekletin.

Şimdi gelelim yeniden çorba tarifine…

4 kişilik

500 gram beyaz lahana

Hazırladığınız pancar turşusunun tamamı

2 çorba kaşığı tereyağı

1 adet soğan

Tuz, karabiber, pulbiber, kimyon

Üzeri için: 

8-10 adet çiğ badem

 

 

Önce lahanaları güzelce yıkayıp suyunu tamamen süzdükten sonra ince kıyın. Soğanı kabaca doğrayın. Tereyağını derin bir tencerede eritip soğanları kavurun. Rengi biraz değiştikten sonra pancarları ekleyip kavurmaya devam edin. 2-3 dakika beraber kavurduktan sonra lahanaları ekleyip kapağını kapatın. Lahanaların hepsi ilk etapta sığmazsa kavurarak parça parça ekleyebilirsiniz. Zira benim tencerem küçüktü, öyle yaptım 🙂 Kapağı kapalıyken iyice suyunu salan lahanaları soğan ve pancarlarla iyice harmanlanana kadar karıştırın. Baharatları ve 1 su bardağı kaynar suyu ekleyip pişmeye bırakın. Tüm sebzeler iyice yumuşayana kadar kısık ateşte kaynatın. Çok fazla su eklemeyin. Çünkü bu çorbanın kıvamlı hali daha güzel. Sebzeler iyice yumuşadıktan sonra çorbayı blender ile çekin. Bir tavada da çiğ bademlerinizi kavurun. Ardından dilimleyip çorbanın üzerine gezdirerek servis yapın.

Not: Ben kısa bir süreliğine ketojenik beslendiğim için mercimek eklemedim. Ama normalde olsa, su miktarını artırıp mutlaka 1 kahve fincanı mercimek de eklerdim. Siz öyle deneyebilirsiniz. 🙂

Gelelim sonuncu tarifimize… Ben yemeklerde mutlaka yoğurtlu bir şey ararım. Ehhh… Biberi de zaten çok severim. Arkadaşımdan da tazecik, üzerinde henüz çiçekleri duran biberiyeler almıştım. Bu tarif akşam yemeklerine çok iyi yancı olur…

Biberiyeli Biber Borani

2 kişilik

4 adet yeşil köy biberi

2 adet kırmızı biber

5 diş sarmısak

1 kahve fincanı zeytinyağı

300 gram yoğurt

2 dal biberiye

Tuz, karabiber

Biberleri yıkayıp ortadan ikiye keserek içini temizleyin. Pişirme kağıdı serili fırın tepsisine dizdikten sonra üzerine ince kıyılmış sarmısak, biberiye, tuz, karabiber ve zeytinyağının 3/2’sini gezdirin. Üzerini de pişirme kağıdıyla kapatıp önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında pişirmeye başlayın. Biberler iyice yumuşadıktan sonra üzerindeki kağıdı alıp 5-6 dakika kadar da öyle pişirin.

Pişen biberleri biraz ılınmaya bırakın. Bu sırada yoğurdu derin bir kaba alıp pürüzsüzleşene kadar çırpın. Bu tarifi siz süzme yoğurtla da yapabilirsiniz. Hatta çok daha güzel olur. Benim evde normal yoğurdum vardı, çıkmaya üşendim 🙂 Hatta siz tarife ezilmiş ezine peyniri ve ceviz falan da eklerseniz efsane bir meze bile olur… 🙂

Nerde kaldık? Evet, yoğurdu çırptık. Ardından biberler ılınınca (dikkat eller yanmasın!) Gelişi güzel kıyıp yoğurtla karıştırın. Şimdi o sarmısaklar ve biberiyeler falan kağıda yapıştıysa bıçakla sıyırıp hemen boraniye ekliyoruz. O var ya, nasıl bir güzeldir oyy! 🙂 Sakın atmayın.

Güzelce karıştırıp servis kabına alıyoruz. He, bir kısmını da artizlik yapmak için ayırın biberlerin. Böyle üzerine koyun. Ondan sonra da kalan zeytinyağını güzelce üzerine gezdirip masanızı şenlendirin 🙂 Ay söyleyeyim, birazını sabaha bırakın. Bekleyince kahvaltıda nefisssss oluyor! ( bizim kalmadı 😦 )

Evet efeniim… Bunlar bizim bugünkü akşam yemeğimizdi! İnanılmaz doyduk. Üstelik pek de sağlıklı, hafif bir öğün oldu. Dediğim gibi, ketojenik beslenmemi de bozmamış oldum. Dilerim ki sizler de beğenirsiniz. 🙂

Tarifler, styling ve fotoğraf: Selenay Kübra Koçer

günlük tadında, günlük tadında, sonsuz bir uğraştır özlemek

sonsuz bir uğraştır özlemek

 

“Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine

bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim. ”

– Her şeyin başladığı yere gelmiş olmak en zoruymuş. İnsan oracıkta tüm gerçekliği alıp karşısına oturtup kendisiyle konuşmasını bekliyor…
Oysa gerçeklik öyle sessiz, keskin ve sert ki… Dönüp dolaşıp geldiğim bu yerde her şeyi sonlandıracağımı bilmek beni zorluyor.
Kabullendiğim bir acı haline gelip tüm bedenime, günlük hayatıma nüfus eden bu düşünceleri şimdi öylece buraya nasıl bırakacağım?
O kadar uzun süredir birlikte uyuyor, uyanıyor, sabahları birlikte yıkanıyorduk. Acı böylesine pislik bir şey!
İnsanın zihnine bir kez olsun karıştı mı öyle sağlam tutunuyor ki! Kanserli bir hücre gibi,
kalan sağlıklı her hücreyi kendine benzetmek için sonsuz bir titreşimle uyuşturuyor kalbimi…
Ben de duyarlılığımı böyle kaybettim, dilim böyle keskinleşti.
Çok yalnızım, umrumda değil gibi yaşamayı öğrensem de… Kalbimi bir örümcek kadar saran, kökünü kurutacak kadar inatçı bir yalnızlık!
Büyüdükçe öğrendiğim bir şey miydi, yoksa uyanmayı bekleyen bir yaratık mı beslemiştim içimde bunca sene, bilmiyorum…
Eskiden olsa anlatacak, taşacak yer arardı öfkem… Şimdiyse yabani bir çiçek gibi içine kapanıp dikenlerini kuşanıyor duygularım.
İstemiyorum, kimse yanımda olmasın, anlamayı ya da konuşmayı denemesin. Hastalığıma tavsiyelerde bulunmasın yahut beni iyileştirmek için kalbini ortaya koymasın.
Çünkü artık çok geç! Bir imdat çağrısıyla koştuğum kapılar bir bir üzerime kapanırken, ben bunu “gerçeklik” olarak ruhuma işlerken,
başka başka insanlar düşlerimi hırçınlıklarıyla kirletirken, hiç kimse yoktu. Üstelik ben hep denedim, kibirlerimden soyunup, romantizmi bir kenara bırakıp,
zihnimi karartan o uykulardan uyanmayı hep denedim!
Her şeyin başladığı bu yerde şimdi oturup adam akıllı her şeyi anlatmaya karar verdim. İçimde herhangi bir intikam hırsı, art niyet yahut başkalarına
kesilecek uzun uzun faturalar yok. Yalnız kendi konuşmalarımı, dünyadan payıma düşenleri anlatacağım. Kahraman olmak istemiyorum, insanlığa ayna tutmak istemiyorum,
sözcüklerimle kimseyi büyülemek istemiyorum, umut vaat etmek ya da bana benzer başkalarını bulup onlara imdat çağrısında bulunmak istemiyorum.
Bu sadece benim kendimi ayakta tutma çabam olacak. Çünkü vazgeçmek istemiyorum, başkalarından medet ummak istemiyorum.
Kalbimdeki kötülükle geçecek uzun bir ömür istemiyorum. Kendi kendime işlediğim günahlarım var, yalnızca kendime anlatabildiğim günahlar…
Sözcükleri süslerinden ayırıp yalnızca içimden geçen haliyle anlatacağım. Çünkü hiçbir şeyin anlatma çabamdan üstün olmasını istemiyorum.
Hiçbir şey dikkatimi dağıtmasın. Yaşamın sevdiğim yanlarını bulup kendime onları hatırlatacağım. Başardığımdaysa yalnızca benim dünyam değişecek.
Yalnızca benim kalbim yıkanacak karanlık düşlerinden. 23 yaşıma girdim ve artık biliyorum, kalbimi yalnızca ben onarabilirim. –

En üstteki şiir Birhan Keskin’in. Altındaki yazı ise karanlık günlerde hissettiklerim. Şimdiyse ikisini de hissedemeyecek kadar bezgin ve tutarsız olduğuma inanıyorum.
Ben bir şeyler düşünmeye başladığımda sözcükler tören geçidi gibi hızlıca ve coşkulu içimden akıyor. Bense tutup birini bile yakalayamıyorum. Zaten yakalasam da bir şeye benzemiyor.
Çünkü bir bütünün içinde değilken anlamını yitiriyor. Bense bir bütün olmayı hiç beceremiyorum.

İnsanlar durmadan adayı özlediğimi söylememden şikayet ediyor. Anlıyorum, bence de sürekli aynı şeyi söyleyip bunun için bir çaba sarf etmeyen insanlar çok sıkıcı.
Ama insanın terk ettiği şeye geri dönmesi aslında öyle birkaç eşya toplayıp, yolları tepip gitmek kadar kolay değil.
İnsan dediğin şey kendine korkacak canavarlar yaratıyor. Korkuyorum, çünkü döndüğüm yerde bir şeylerin eskisi gibi olamayacağını biliyorum.

Zihnimin tüm duvarlarını yumuşatıp kendime sadece anda kalmayı öğütlüyorum çok uzun süredir.
Bunu öğrenmem epey zor oldu. Çünkü insan aklı her zaman kolayı seçiyor.
Mesela şuanda yağmur yağıyor ve bir şekilde adada sadece yere düşen damlaların kendi halinde çınlamasını dinlediğim geceleri anımsıyorum.
İnsanın zamanı hiç düşünmeden yaşaması nasıl bir bağımsızlık duygusu bilir misiniz? Akan saatlere odaklanıp makine gibi görevler listesiyle yaşamanın dışında,
evrenin çok dışında… Sadece bulunduğun anın verdikleriyle yaşamak… İnsanları ezmeden, ezilmeden yürüyebilmek günün her saatinde… Hayatımın en organik haliydi belki de…

Yağmur yol üzerinde biriken tüm çöpleri nasıl bayırdan aşağı akıtırsa öyle yıkanırdı zihnim.
Üstelik hiç düşünmezdim akacağı boşluğu. Asıl enteresan olan, bir gün o boşluğun dolup da taşacağını hiç tahmin etmezdim.
Dört tarafı sularla çevrili bir dünyada yaşamım kendi kendine yetecek kadar kuvvetli bir bağışıklık sistemi geliştirmişti.
Orada geçen her gün, kollarım verileni kucaklayacak kadar genişliyordu. Görmeyi öğreniyordum, gözlerimin önüne düşen ışıktan fazlasını…
Duymayı öğreniyordum, doğanın kendi içinde bir fısıldama halinde dolaşan gizli dilini… Bir sınırı yoktu, ardı yoktu ufuk çizgisinin ve hiç düşünmezdim…
Yalnızca kendi ekseninde dönen bir dünya…

İşte eskiden böyle hevesliydim anlatmaya. Soranlara saatlerce anlatırdım. Şimdiyse hevesim yok. Hatırlamaya da, özlemeye de, konuşmaya da… Bir şeyleri bir yerlere yetiştirmeye telaşlı insanlar gibi bomboş bir döngünün içinde, boş işler için telaş halindeyim ben de. Üstelik hiç bir şey öğretmeyen, hiç bir duygu barındırmayan telaşlar bunlar… Öfkemi kaybettiğim için, sevme yetisini kaybettiğim için üzgünüm. Bunları yapamayacak hale geliyoruz çünkü yaşam ilerledikçe bize insan ilişkilerine fatura kesmeyi öğretiyor. Şöyle bi bakınca… Alacağım çok.

Hayatı muhasebeci tadında yaşamaya siz nasıl alıştınız bilmiyorum. Ya da alıştınız mı acaba?

Ben hala reddetmeyi deniyorum. Bu isyankar tutumum, bu boyun eğmeyen halim bana güzel bedeller ödetiyor tabi. Sonunda çamur beni belki içine çeker, leş kokusunun içinde karanlık ve gömülü bir hayat sunar, bilemem. Şimdilik “itlik” yapma peşindeyim. Gittiği yere kadar…

Selenay