Neden buradayım/Neden yazıyorum

Merhaba,

Siteye çok fazla bakamadığım için, 20 Kasım’da Ayşegül Akdağ’ın bana yazmış olduğu gurur verici yorumu ancak görebildim. Mutlu oldum, hüzünlendim, bir sürü alakasız duyguyu aynı anda hissettim. Oturup hemen birşeyler anlatmak istedim. Çünkü benim hissettiklerimi hisseden, yaşadıklarımı yaşayan ne kadar insan varsa bir dursun, düşünsün istedim.

Sakinleşelim birlikte… Umut dolalım. Çünkü çok zor biliyorum. Her şey çok zor. Kendini anlamak, dinlemek, kendinle şöyle bir kalabilmek, ne istediğini kavrayabilmek… Ben o yüzden en baştan başlayacağım… Sıkılmazsınız umarım. Sıkılmayın, olur mu? 🙂

7 yaşıma dönüyorum. Okulun ilk senesinde karar vermiştim öğretmen olmaya. Anlatmayı çok seviyordum. Durmadan konuşmayı, birşeyler anlatmayı. Birinin herhangi birşeyi ilk kez duyduğunda, gözlerinin normalden biraz daha genişlemesini… Darıca’da büyüdüm ben. Bilmeyenler için özetliyim; genelde işçi ailelerinin yaşadığı, kasabadan hallice bir yerdi. En yakın çocuk parkı bile belki 1 km kadar uzaktaydı. O yüzden kendi oyunlarını, eğlencelerini yaratan çocuklar olduk. Anneannem hep bana şunu anlatır; bir gün bizi ziyarete gelmiş. Ben apartmanın önünde kumlarla oynuyormuşum tek başıma. Üstüm başım çamur pislik olmuş. Yaprakların içine toprak doldurup dolma yapıyormuşum. Sonra anneannem beni öyle görünce çok üzülmüş. Hep anlatır. Bence çok güzeldi. Yani biz ne köydeydik, ne şehirde. Hep arada kaldık. Mesela ben üniversiteye gelene kadar yaz tatili nedir hiç bilmezdim. Yani denizli/güneşli tatilleri. Ya da genel olarak tatile gitmeyi… Darıca’da zaten her yaz denize girerdik (pis olması bizim için birşey ifade etmiyordu tabi ki!)

Ama Bodrum’muş, Antalya’ymış falan… Bizde bir yere gitmek ancak en fazla, Artvin’e köye gitmek falan… Ya da İstanbul’a anneannemlere gitmek… O zamanlar komşularımızın torunları gelirdi İstanbul’dan. Anlatırlardı geçen yaz şuradaydık falan… Biz de kendi arkadaşlarımızla gülüşürdük, heee evet, biz de Bodrum’daydık. Ama kömürlük olan Bodrum’da… :)))

O zamanlar eğlenmek için, mutlu olmak için birbirimize ihtiyacımız vardı. Arkadaşlarımız olmadan eğlenilmezdi yani. Garip oyunlar oynardık. Hediyeler dağıtırdık insanlara… Sonra takı yapıp pazarlarda satmaya başladık. Mahallede satmaya başladık. Hatta babalarımıza takıları dizmek için tezgah yaptırdığımızı hatırlıyorum… 🙂

O zamanlar pazarcılar aşırı özenirdik. Tezgahı güzelleştirmek için süslerdik, evden kaçırdığımız temiz örtüleri serip üzerine dizerdik. Sonra eski oyuncakları da satmaya başladık. Kazandığım paraları biriktirip babamla Gebze’ye giderdik. Bana yeni boncuklar alırdık. Bir keresinde de pahalı bir takı tasarım dergisi almıştık bana… 🙂 Oradan modeller bakıp ilham alıyorduk. O zamanlar en fazla 10-12 yaşındaydım.

Bir diğer eğlencemiz de kuran kursuna gitmekti… Mahallemizde bir komşumuzun genç bir gelini vardı. Mahallenin 5-6 kız çocuğu, onun evine kuran kursuna giderdik. Aşırı eğlenirdik! Anlatamam yani! Kadının evini kreşe çevirmiştik. Dağıtırdık, sıramızı beklerken oynardık. Bize kekler kurabiyeler yapardı. Filmler açardı. Birlikte belgeseller, filmler izlerdik. Hatta bir keresinde bize Halka’yı izletmişti. Haftalarca kendimize gelememiştik… 🙂

Daha anlatacak çok şey var ama uzatmak istemiyorum… Biraz daha ileriye sarayım. Liseye mesela… Asla lise hazırlık sınavına çalışmadım. Dünya umrumda değildi. Şansıma, Denizyıldızları’nı kazanmıştım. Meslek lisesinde Radyo&Tv okudum. Dünyam değişti.

Kitap okumayı zaten çok severdim de, sinemayla tanıştım. Elimizde kameralar, fotoğraf makineleri… Okulun koridorlarında deli danalar gibi koştururduk… Kendi filmlerimizi çekmeyi hayal ediyorduk. Kısa filmler çekiyorduk… Reklamlar, tv programları…

Hatta bir keresinde bir kadın programı çektik. Baya dekor kurduk, çarşafları gerdik falan… Sonra lisede bir his oluştu. Aşçı olmak istedim. Yemek yapmak istedim. Hırs yapıp ders çalışmaya başladım. Sınava hazırlandım ve ilk senemde kazandım. O yaz tatilinde, 10-15 gün bir mağazada çalışıp para biriktirdim üniversitede gezeceğim diye… 300-400 TL falan kazanmıştım. Üniversiteye gider gitmez, ilk ay Ayvalık’a gitmiştik arkadaşlarımın yanına… Galiba orada başladı her şey… 🙂

Ada beni değiştirmişti. Beni içine almıştı. Kendimi ondan ayrı düşünemiyordum. Başka bir yer, başka bir hayat hayal edemiyordum. Orada yaşamak basitti… Tanıdıktı. Büyük şehirlerde okuyanlar gibi hayatlarımız yoktu. Hep birlikteydik. Yine eğlenmek için birbirimize ihtiyacımız olurdu. Yabancılığa yer yoktu. Sobanın etrafında çay içer sohbet ederdik, oyun oynardık, aşık olurduk, hayatı konuşurduk… Havalı mekanlarımız yoktu, sinema yoktu, tiyatro yoktu, konser yoktu. Biz vardık; gözlerimiz, kalplerimiz, pişirdiğimiz yemeklerimiz, durmayan çenemiz… 🙂

Evimizin kocaman bir bahçesi vardı. Basamak basamak aşağı inerdik, her birinde farklı şeyler ekiliydi. O evi anlamaya çalışırdık. Oradan karşıdaki adayı izleyip hayatı anlamaya çalışırdık.

Ben liseden beri hep fotoğraf makinem olsun isterdim. Çok pahalı diye annemlere alın bile diyemezdim. Sonra ilk kez dergide staj yapınca, ne iş yapmak istediğimi azıcık hissedince, bir şekilde ikna ettim. Borç-harç alıverdik.

İlk 1 sene makineye birşey olur diye bahçe dışına çıkaramadım. Sonra ufak ufak… 🙂 Üniversitenin son senesinde şiire eğildim iyice… Kendimi anlamaya çalıştım. Çok zor olacağını bilsem de sonrasında İstanbul’da bir süre yaşamaya karar verdim. Çünkü hiç bilmiyordum şehirli olmayı… Öğrenmek istiyordum. Sonrasında geri dönecek olsam da görmek istiyordum o hayatı. Sonrasında geliverdim işte. Kafayı takmıştım. Bir şekilde yapacaktım. Oldu. Belki de 2 sene boyunca atamadım o şoku…

Yaşamın tamamen farklı oluşu, insanların yalnızlığa ve kurumuş ruhlarına verdiği önem… Mutlu olmak için bildiğim hiçbir şey burada geçerli değildi. Yeniden yaratmak zorundaydım her şeyimi… Buraya geldiğimde sahiden hiçbir şeyim yoktu. Arkadaşım yoktu. Ailem yoktu. Beni Sofra’da öğrendiğim şeyler ayakta tutuyordu biraz… Karşılaştığım insanlardan ölesiye tiksiniyordum. Zamanla onlara benzerim diye kendimden nefret ediyordum. Çünkü daha 22 yaşındaydım ve her an herkese benzeyebilirdim. 1 sene bitmeden, Selimiye’deki ilk evime taşındım. O da kolay olmadı elbet… Ama burası bana iyi geldi. İstanbul’un içinde ama sessiz… İstanbul’un içinde ama tanıdık. Nefes aldıran türden. Sahile yürüme mesafesinde. Selam verecek tanıdıklar oldu zamanla… Bakkal, fırın, pastane falan derken… 2 sene oldu.

Şimdiki evimizde, her gün 2 kere penceremin önünü süpüren ve kedilere mama/su veren yaşlı bir amca var. Birbirimizi görünce sessizce selamlaşıyoruz. Zor duyuyor. Rutinini asla aksatmıyor.

Bu 2 sene içinde, hiç görmediğim şehirlere gittim. Bir sürü şehre… Bir sürü yeni insan tanıdım. İlk kez KFC, Arbys gibi yerlerde yemek yedim. Hiç gitmediğim kadar sinemaya gittim. Hiç içmediğim kadar bira içtim. Bol bol koştum. Çok farklı kültürlerle tanıştım. Defalarca kira, fatura ödedim. Zeyno’yla birbirimizi bulduk. Birbirimize bağlandık. Hiç kimsemin olmadığı bu yerde, ilk kez beni bekleyen birşey oldu. Bana sarılan, kafasını boynuma sürtüveren, kalbimi ısıtan…

Tüm bunlar olurken hem kendimi suçladım, hem telkin ettim. Çünkü ben gelmek istedim. Bunları yaşayacağımı bile bile… Defalarca mutsuz oldum. Ama gittiğim yerlerde gördüklerim ve bundan sonra göreceklerim beni hep ayakta tuttu.

Her an her şeyin fotoğrafını çekmek istiyorum. Bazen gördüğüm her şeye sarılmak istiyorum. Çünkü artık burada, durduğum yerde kendimi buldum.

Bu eve ilk kez kitaplarımı dizdiğim günü hatırlıyorum mesela… İlk kez evim olmuş gibi huzurla doluşumu… Hepsini ben yaptım, her şeyi ben yaptım diye mutlu oluşumu…

Tüm seyahatlerimi düşünüyorum. Gördüğüm şehirleri, o insanları… İstediğim en temel şey şu; 60 yaşıma geldiğimde dahi şaşırdığımda gözlerim büyüsün. Şaşırabileyim. İlk kez görmüş gibi, ilk kez tatmış gibi.

Soğuk bir akşamın sonunda eve geldiğimde, sıcak çorba kasesine burnumu yaslayıp gülümsemek istiyorum. Üretmek istiyorum. Tam da ellerimle, gözlerimle, kalbimle.

Başkalarıyla beraber. Başka insanlarla beraber. Başkalarına sarılarak, dokunarak.

Hayal dahi edemediğim hayatları yaşamak, o hayatlara komşu olmak ama sonunda hep evime dönmek istiyorum. Bugün ilk kez bastırdığım fotoğrafları teslim alacağım. Sonra ise onları satıp yeni seyahatlerimi finanse ettirmeye çalışacağım. Çünkü daha fazla gezmek, görmek, dokunmak istiyorum.

img_3128.jpg

Hatay’dan geldiğimden beri çektiğim fotoğraflara bakıyorum. Çok güzel oldukları için değil, bana anlattıkları için.

Gerçekten yaşamak istediğim hayatı bana anlattığı için… Ellerimin, tıpkı böyle gerçekten üreten çalışan bir insan eli olmasını hayal ettiğim için bakıyorum döne döne… Sonra diyorum ki, işte tam da buradasın. Hayal ettiğin yerdesin. Dünyayı kurtarabilecek miyiz? Dünyanın kurtarılmaya ihtiyacı var mı? Yoksa kurtarılması gereken bizlerin içindeki ölü ruhlar mı? Emin değilim. Düşünüyorum ben de… 🙂 Baktıkça düşünüyorum, gördükçe düşünüyorum. Yazdıkça düşünüyorum ve rahatlıyorum.

“Ben acaba bir daha bir yere gidebilecek miyim?” derken, tanıştığım birinin ben sana yağmurluğumu veririm, pantolonumu veririm demesi, vize alabilmek için sattığım kitaplarımın bitmesi, her daim beni motive eden arkadaşlarımın varlığı… Yetiyor 🙂

İstanbul’da karşıdan karşıya geçerken, nefesi tıkanan biriyken; şimdi bunları yapabiliyor olmak beni gülümsetiyor. İstiyorum ki, siz de gülümseyin. Birlikte gülümseyelim 🙂

Yemek yapıyorum, yapacağım. Çünkü herkes yemek yapsın istiyorum. Yemek pişmeyen ev, ev değil. Ocağında su kaynamayan ev de ısınmaz. O evde yaşayan kalp de ısınmaz. Yemek yapalım, kurabiye pişirelim. Sevdiklerimize, hatta sevmediklerimize bile ikram edelim. Hayatın acı-tatlı anları gibi, o yemeklerin de anları ve hikayeleri var. Belki bir gün anlatırız hep beraber, bir yerlerde. Başkalarına…

Siz de anlatın. Saçmalayın. Doya doya… Olur olmadık yerlerde…

Hayatı güzel kılmak elimizde… Zor da olsa bizim elimizde. Ellerimiz çalışsın, üretsin, eskisin e mi?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: